CeSuRYüReK
Ziyaretçi
Durumum:
|
 |
« Yanıtla #1 : 23 Şubat 2008, 18:36:53 » |
|
ZELVE
Paşabağlarına 1km. uzaklıktaki Zelve, Aktepe’nin dik ve kuzey yamaçlarında kurulmuştur. Üç vadiden olaşan Zelve Ören Yeri, peribacalarının en yoğun olduğu yerdir. Vadideki peribacaları sivri uçlu ve geniş gövdelidir. Zelve 9. ve 13. yüzyılda hıristiyanların önemli yerleşim ve dini merkezlerinden biri olmuş; aynı zamanda rahiplere ilk dini seminerlerde bu yörede verilmiştir. Yamaçların dibinde yeralan ‘Direkli Kilise’ Zelve’deki manastır hayatının ilk yıllarına aittir. Kilise süslemelerinde tercih edilen kabartma haçlar daha çok ikonoklastik düşünce ile yakından ilgilidir. İkonoklastik Dönem öncesine tarihlenen Balıklı, Üzümlü ve Geyikli Kiliseler vadinin önemli kiliselerindendir. 1952 yılına kadar iskan edilmiş vadide manastır ve kiliselerden başka yerleşim yerleri, iki vadiye açılan tünel, değirmen, cami ve güvercinlikler bulunmaktadır. Üzümlü Kilise ve Balıklı Kilise Zelve’nin üçüncü vadisinde, bir manastıra ait doğal avlunun doğusundadır. Giriş kısmı yıkılmış olan Üzümlü ve Balıklı Kilise’nin giriş kapısının üstünde tahtta oturan ve kucağında çocuk İsa bulunan Meryem tasviri yer alır. Kısmen yıkık tonozda daire içinde malta haçı taşıyan Melek Michael ve Gabriel tasviri bulunur. Girişin hemen sağında hücre şeklindeki ‘Güney Şapel’i tek nefli, apsisli ve beşik tonozlu olup kenarlarda oturmaya yarayan platform bulunur. Apsisinde kırmızı çerçeve içinde ayakta duran, bir elinde kitap, diğer eliyle takdis eden İsa; apsis cephesi ise içi noktalı basit üçgen ve daire dizileriyle, tonozu ise çizilerek yapılmış Malta Haçı ve konsantrik daire süslenmiştir. Şapel büyük olasılıkla 10. yüzyılda yapılmıştır. Dikdörtgen planlı yan yana iki bazilikadan güneydeki mekanın apsisinin ön yüzünde kırmızı boya ile yapılmış Malta Haçı’nın her iki tarafındaki balık tasvirlerinden dolayı ‘Balıklı Kilise’ olarak adlandırılmıştır. Burada ayrıca HC ve XC (Jesus Christ) yazıtları yer alır. Üç apsisli kilisenin ana apsisinde oyularak yapılmış haç, yanında banket zeminde ise bir mezar yer alır. Beyaz zeminli apsiste birkaç aziz tasviri kısmen korunmuştur. Tavanında ise kabartma haç, haç kollarında ise malta haçı bulunur. Duvarlardaki haç süslemeleri oldukça tahrip olmuştur. Kuzeydeki bazilika ise tek apsisli ve düz tavanlıdır. Apsisinde beyaz zemin üzerine stilize olarak yapılmış üzüm salkımı tasvirlerinden dolayı ‘Üzümlü Kilise’ olarak adlandırılmıştır. Kiliseler Erken Bizans Çağı’na aittir. Zelve’deki İkonoklastik Dönem sonrası dekore edilen tek kilisedir. Kaynaklara göre bu kilisede Kutsal Haç’ın bir parçası bulunmaktaydı. Paşabağları ve Aziz Simeon Hücresi Göreme-Avanos yolunun sağında, yoldan 1km. içeridedir. Eskiden ‘Rahipler Vadisi’ bugün ‘Paşabağı’ olarak adlandırılan bu alan, kendine özgü peribacalarıyla doludur. Çok gövdeli ve çok başlı olan bazı peribacalarının içlerine şapel ve oturma mekanları oyulmuştur. Üç başlı peribacalarının birinde Aziz Simeon adına yapılmış bir şapel ve inziva hücresi bulunmaktadır. Dar bir baca vasıtasıyla ulaşılabilen hücrenin girişini antitetik haçlar süslemektedir. İçinde ocak, oturma ve yatma mekanları ile ışık girmesini sağlayan pencere aralıkları mevcuttur . 5. yüzyılda Halep yakınlarında münzevi bir hayat sürdüren Aziz Simeon, mucizeler yarattığı söylentileri çıkınca, halkın aşırı ilgisinden kaçarak iki metre yüksekliğinde bir sütun üzerinde yaşamaya başlar. Daha sonra 15m. yüksekliğinde bir sütuna geçen Aziz Simeon, aşağıya sadece müritlerinin getirdiği az miktarda yiyecek ve içeceği almak için iner. Kapadokyalı münzeviler ise bir sütun yerine hazır buldukları peribacalarını oyarak dünyevi hayattan uzaklaşırlar. Peribacasını aşağıdan yukarı doğru oyarak 10-15m. yükseklikte kaya odalarda yaşar, kaya yataklarda yatarlar.
MUSTAFAPAŞA
Ürgüp’ün 6km. güneyinde yer alan Mustafapaşa, 20. yüzyılın başlarına kadar Ortadoks Rumların yaşadığı bir kasabadır. 19. yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başlarına tarihlenen eski Rum evleri oldukça zengin taş işçiliği arz ederler. Mustafapa’nın batısında yer alan Gömede Vadisi jeomorfolojik açıdan Ihlara Vadisi’nin küçük bir benzeridir. Ihlara Vadisi’nde olduğu gibi kaya oyma kiliselere, barınaklara ve vadinin içinden geçen bir dereye sahiptir. Mustafapaşa’daki önemli kilise ve manastırlar; Aios Vasilios Kilisesi, Kontantin-Eleni Kilisesi, Manastır Vadisi Kiliseleri ve Gömede Vadisi’nde Alakara Kilise ve Aziz Basil Şapeli’dir. Ayrıca Osmanlı Dönemi’nde inşa edilmiş güzel taş ve ağaç işçiliği gösteren bir de medrese bulunmaktadır. Aziz Basil Şapeli Mustafapaşa kasabasının yaklaşık 2km. batısında, Gömede vadisinin batı yakasındadır. İki apsisli, dikdörtgen planı ve düz tavanlı 2 nefli şapel, iki sütunla desteklidir. Batı nefinin duvarlarında üzeri kırmızı aşı boyası ile süslü yarı kabartma sütunlar ve aralarında nişler yer alır. Doğudaki nef ise oldukça zengin geometrik ve bitkisel motiflerle dekore edilmiştir. Gömede Vadisi’ne bakan, kısmen yıkılmış kapısı olan bu nefin yanında kilise banisine ait olabilecek bir mezar bulunmaktadır. Doğu nefin apsisi herbirinde bir patriğin adı yazılı, etrafı palmetlerle çevreli üç malta haçı ile süslüdür. Tasvirleri yerine isimleri yazılı bu üç malta haçlarından ortadaki Abraham’ı, diğerleri İsaac ve Yakup’u temsil etmektedir. Araştırmacılar bu malta haçları cenneti ya da Golgota’daki 3 haçı sembolize ettiğini belirtmektedirler. Tavandaki büyük boyutta, etrafı geometrik ve bitkisel motiflerle boyalı haç, kornişte yer alan yazıta göre Aziz Konstantin’i simgelemektedir. İkonoklastik düşünce ile ilgili bu motiflerin yanı sıra apsisin ön cephesine iki önemli aziz, Aziz Basil ve Nazianuslu Aziz Gregory resmedilmiştir. Aziz Basil Şapeli, bazı araştırmacılara göre İkonoklastik Dönem’e (726-843) ya da daha geç döneme tarihlenmektedir
NEVŞEHİR
Antik dönemde adı "Nyssa" olan Nevşehir’in Osmanlı İmparatorluğu zamanındaki adı "Muşkara" idi. Osmanlı Padişahı III. Ahmet’in damadı ve sadrazamı olan İbrahim Paşa (1660-1730) doğup büyüdüğü yer olan Nevşehir’e ilgi göstermiş, Ürgüp’e bağlı 18 haneli küçük bir köy olan Muşkara’da camiler, çeşmeler, okullar, imaretler, hanlar ve hamamlar yaptırmış, adını da ‘Nevşehir’ olarak değiştirmiştir. Nevşehir Müzesi 1967 yılında Damat İbrahim Paşa Külliyesi'nin bir kompleksi olan medrese binasında ve imarethanesinde ziyarete açılmış, 1987 yılında Kültür Merkezi'ndeki yeni binasına taşınmıştır. Eserler arkeolojik ve etnografik iki seksiyonda teşhir edilmektedir. Arkeolojik seksiyon Neolitik, Kalkolitik, Tunç Çağları, Frig, Urartu, Hellenistik, Roma ve Bizans'tan ibarettir. Ayrıca, İran, Mezopotamya, ve Kıbrıs köenli eserler de sergilenmektedir. Etnoğrafik seksiyonda ise Osmanlı ve Erken Türkiye Cumhuriyeti'ne ait aydınlatma araçları, yazma eserler, silahlar, yöresel giysiler, el işleri, halı ve kilimler, erkek ve kadın takıları ile mutfak eşyaları bulunmaktadır. Damat İbrahim Paşa Külliyesi Damat İbrahim Paşa Külliyesi içinde yer alan Kurşunlu Camii 1726’da tamamlanmıştır. 3 kapılı bir avlu içinde caminin 44m. yüksekliğinde zarif bir minaresi vardır. Ana mekanı örten kubbesi kurşunla kaplandığı için bu adla anılır. Caminin iç kısmı çiçek motifleriyle bezenmiştir. Caminin hemen yanındaki külliyeye ait medrese, kütüphane ve imarethane ile hamam bulunur. Şehrin yüksek bir tepesindeki Kale Selçuklular tarafından kervan yollarının güvenliği için inşa edilmiştir.
HACIBEKTAŞ
İlçeye adını veren Hacı Bektaş-ı Veli, bugün İran sınırları içerisinde bulunan Horasan’da 13. yüzyılda dünyaya gelmiştir. Hacı Bektaş ilk eğitimini dönemin ünlü düşünürü Ahmet Yesevi’den almıştır. Hacı Bektaş o yüzyıllarda Türklerin doğudan batıya göçlerini izleyerek Anadolu’ya gelişi Anadolu Selçuklularının siyasi ve iktisadi düzenlerinin bozulduğu, yönetimde bölünmelerin ortaya çıktığı bir devreye rastlamıştır. Hacı Bektaş bu dönemde şehir şehir, köy köy gezerek Türk birliğinin sağlanması, Türk gelenek ve göreneklerin islam inancıyla birleşmesi için çaba harcamıştır. Sulucakarahöyük’te kurduğu okulda öğrenciler yetiştirmiş, Türk dili ve kültürünün yabancı etkilerden ve her türlü yozlaşmadan korunması için çalışmıştır. İçinde Hacı Bektaş Veli’nin ve Balım Sultan’ın Türbeleri’nin bulunduğu 3 avlulu külliyede; cami, çamaşırhane, hamam, aş evi, konuk evi ve çeşmeler yer alır. Hacı Bektaş Veli Müzesi Müze olarak ziyarete açılan Dergah birbiri ardına sıralanan üç avludan ibarettir. 1. Avlu (Nadar Avlusu): Büyük, kemerli bir kapı ile avluya girilir. Hemen sağda 1902 yılında inşa edilmiş ‘Üçler Çeşmesi’ yer alır. Aynı avlu içinde çamaşırhane ve hamam da bulunmaktadır. 2.Avlu (Dergah Avlusu): Buraya giriş Üçler Kapısı’ olarak adlandırılan bir kapı vasıtasıyla girilir. Kapının hemen sağında 1554 tarihinde yaptırılan 1875 yılında Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın kızı tarafından Mısır’dan gönderilen arslan heykelinin yerleştirilmesinden sonra ‘Arslanlı Çeşme’ adını alan çeşme bulunmaktadır. Bu avluda Osmanlı Sultanı II. Mahmut zamanında yaptırılan bir Cami, dergaha gelen misafir ve yolcuların karşılandığı Konuk Evi ve Aş Evi yer alır. Meydan Evi’nin bitişiğindeki Kiler Evi’nin alt katında dergahın kıymetli eşyaları ve yiyecekleri depo edilmekte idi. 3. Avlu (Hazret Avlusu): Altılar kapısı ile girilir. Girişte hasbahçe, sağ tarafta derviş ve baba mezarları bulunur. Karşı tarafta Selçuklu mimarisi özelliklerini aksettiren ve Orhan Gazi zamanında yaptırılan Hacı Bektaş Veli Türbesi yer almaktadır. Türbeye Selçuklu motiflerinden oluşan mermer bir kapı ile girilmektedir. Hacı Bektaş’ın inzivaya çekildiği Çilehane ve Kırklar Meydanı bu bölümdedir. Hacı Bektaş’ın yeşil sandukalı türbesi, yeşil puşide ve çeşitli şamdanlarla donatılmış, kalem işi süslemeler ve yazı motifleriyle tezyin edilmiştir. Kırklar Meydanı’nın doğusunda Horasan Erleri’nin mezarları, batı tarafta çelebilere ait olduğu söylenen mezarlar ile Güvenç Abdal’ın türbesi bulunmaktadır. Hazret Avlusu’nun sağında 1519 yılında yaptırılan Hacı Bektaş’tan sonra gelen Balım Sultan Türbesi yer alır.
SİVİL MİMARİ
19. yüzyıl Kapadokya evleri yamaçlara, ya kayaların oyulması suretiyle ya da kesme taştan inşa edilmişlerdir. Bölgenin tek mimari malzemesi olan taş, yörenin volkanik yapısından dolayı ocaktan çıktığında yumuşak olduğundan çok rahat işlenebilmekte ancak hava ile temas ettikten sonra sertleşerek çok dayanıklı bir yapı malzemesine dönüşmektedir. Kullanılan malzemenin bol olması ve kolay işlenebilmesinden dolayı yöreye has olan taş işçiliği gelişerek mimari bir gelenek halini almıştır. Gerek avlu gerekse ev kapılarının malzemesi ahşaptır. Kemerli olarak yapılmış kapıların üst kısmı stilize sarmaşık veya rozet motifleriyle süslenmiştir. Evlerin kat aralarında bulunan konsolların araları bazen tek bazen da 2-3 sıralı rozet, yıldız, palmet, yelpaze, fırıldak ve stilize bitki motifleriyle doldurulmuştur. Çoğunlukla konsolların yüzeyi perde püskülünü andırır yüksek kabartma motiflerle kaplıdır. Evlerin pencereleri ikişer veya üçerli olup etrafları daha çok stilize bitki motifleriyle süslüdür. Pencereler 'kanatlı ve 'giyotin' tarzda olmak üzere iki tiptir. Her iki tip evlerde çok sayıda oturacak odalar, mutfak, kiler, depo, tandır, şarap-pekmez yapma bölümleri v,s, bulunmaktadır. Misafir odalarındaki nişlerde sıva üzerine boyalı bezemeler bulunmakta; genelde püsküllü perde motifinin altında çiçek doldurulmuş kulplu vazolar, su dolduran ya da taşıyan bayanlar resmedilmiştir. Yöresel mimarinin en ilgi çekici örnekleri 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başlarına tarihlenmektedir. Bu ilginç mimari gelenek, Ürgüp, Ortahisar, Mustafapaşa, Uçhisar, Göreme, Avanos, Kayseri sınırları içindeki Güzelöz ve hemen yanındaki Başköy, Ihlara Vadisi civarında Güzelyurt başta olmak üzere tüm Kapadokya kasaba ve köylerinde de görülebilmektedir.
IHLARA VADİSİ
Aksaray’a 40km. uzaklıktadır. Vadiye, Aksaray-Nevşehir karayolunun 11. km.sinden sapılarak gidilir. Hasandağı’ndan çıkan bazalt ve andezit yoğunluklu lavların soğumasıyla ortaya çıkan çatlaklar ve çökmeler kanyonu oluşturmuştur. Bu çatlaklardan yol bulan kanyonun bugünkü halini almasını sağlayan Melendiz çayına ilk çağlarda Kapadokya ırmağı anlamına gelen ‘Potamus Kapadukus’ denilmekteydi. 14km. uzunluğundaki vadi Ihlara’dan başlar, Selime’de son bulur. Vadinin yüksekliği yer yer 100-150m. dir. Vadi boyunca kayalara oyulmuş sayısız barınaklar, mezarlar ve kiliseler bulunmaktadır. Bazı barınaklar ve kiliseler yeraltı şehirlerinde olduğu gibi birbirlerine tünellerle bağlantılıdır. Ihlara vadisi jeomorfolojik özelliklerinden dolayı keşiş ve rahipler için uygun bir inziva ve ibadet yeri, savaş ve istila gibi olağanüstü zamanlarda ise gizlenme ve korunma yeri olmuştur. Ihlara vadisi kiliselerindeki süslemeler 6. yüzyılda başlayarak 13. yüzyılın sonuna kadar devam etmiştir. Vadi boyunca yer alan kiliseler iki gruba ayrılabilir. Ihlara'ya yakın olan kiliselerin duvar resimleri Kapadokya sanatından uzak, doğu etkisi taşırlar. Belisırma yakınında yer alanlar, Bizans tipi duvar resimleri ile süslüdür. Ihlara Bölgesi’nde Bizans Dönemi’ne ait bilinen kitabelerin sayısı oldukça azdır. Belisırma köyüne 500m. uzaklıktaki Aziz Georgios (Kırkdamaltı Kilisesi'nde Selçuklu Sultanı II. Mesud (1282-1305) ve Bizans İmparatoru II. Andronikos'un adlarını içeren 13. yüzyıla ait fresk üzerine yazılmış bir kitabe bulunmaktadır. Bu kitabe bölgeyi ellerinde bulunduran Selçukluların hoşgörülü yönetiminin varlığını kanıtlamaktadır. Ihlara Vadisi’nde yer alan ve resimleri en iyi korunmuş olan kiliseler Ağaçaltı, Pürenliseki, Kokar, Yılanlı ve Kırkdamaltı Kiliseleri’dir. Ağaçaltı Kilisesi Haç planlı, kubbeli haç kolları beşik tonozlu, üç apsisli bir kilisedir. Ana apsis ve güney yan apsis yıkılmıştır. Kilise’ye giriş yıkık olan bu ana apsistendir. Girişin tam karşısındaki duvarda yer alan Aziz Daniel tasvirinden dolayı ‘Aziz Daniel Kilisesi’ de denilmektedir. Beyaz zemin üzerine kırmızı, gri ve sarı renkler kullanılmış, kuzey haç kolu tonozu oldukça zengin bitkisel ve geometrik motiflerle süslenmiştir. Kilise İkonoklastik Dönem öncesine ya da 9.11. yüzyıllar arasına tarihlenmektedir. Sahneleri:Müjde, Ziyaret, Doğum, Üç müneccimin tapınması, Mısır’a kaçış, Vaftiz, Meryem’in ölümü, Daniel arslanlar arasında, kubbede ise İsa’nın göğe yükselişi ve aziz tasvirleri. Pürenliseki Kilisesi Dört bölümden oluşmaktadır. Giriş koridoru beşik tonozlu olan kilise iki nefli ve iki apsislidir. Nefler arası geçiş kemerli iki sütunla sağlanır. Sahneler örgü motifi ve kalın bantlarla panellerle ayrılmıştır. Gerek geometrik motifler gerekse diğer sahneler açısından Kokar ve Yılanlı Kilise süslemelerine benzerlik gösterir. Narteks tonozunun ve güneyinde ve güney duvarındaki ‘Kırk şehitler’, batı duvarındaki ‘Son yargı’ ve güney nefin apsisindeki ‘Peygamberlerin kehaneti’ sahneleri kilisenin önemli sahneleri arasındadır. Kuzeydeki nefin batısındaki narteksin zemininde mezarlar bulunmaktadır. Kilise, 10. yüzyılın başına tarihlenmektedir. Sahneleri:Peygamberlerin görünümü, Deesis, Müjde, Ziyaret, Bakireliğin ispatı, Beytüllahim’e yolculuk, Doğum, Üç müneccimin tapınması, Mısır’a kaçış, Vaftiz, Kudüs’e giriş, Son yemek, İsa çarmıhta, Kadınlar boş mezar başında, İsa’nın cehenneme inişi, İsa’nın göğe yükselişi, Son yargı, Daniel arslanlar arasında ve aziz tasvirleri. Kokar Kilise Tek nefli ve beşik tonozlu olan kiliseye bugün yıkılmış olan apsisinden girilebilmektedir. İhtiyaç nedeniyle kayanın iç kısımlarına doğru oyularak cenaze salonu nefe ilave edilmiştir. Süslemelerin tonunda gri renk hakimdir. Oldukça iyi korunmuş olan tonozda büyükçe bir haç motifi vardır. Haç motifinin ortasında yer alan kare çerçeve içindeki el motifi üçlü kutsama işaretidir. Çevresinde ise oldukça zengin dört alana ayrılmış geometrik bezemeler yer alır. Kilise 9. yüzyılın sonlarına tarihlenmektedir. Sahneleri:Deesis, Müjde, Ziyaret, Bakireliğin ispatı, Doğum, Üç müneccimin tapınması, Vaftiz, Üç yahudi gencin fırında yakılması, Mısır’a kaçış, Son yemek, İhanet, İsa çarmıhta, Kadınlar boş mezar başında, İsa’nın göğe yükselişi, İsa’nın gömülmesi, Pentakost ve aziz tasvirleri.
|